Kültür Sanat

Haftanın Kitapları

Dijital ekranların etkileri irdeleniyor

Meltem Küskü Schmidt’ten Ekran Çocukları. Dünyanın en büyük teknoloji şirketi Apple’in kurucularından Steve Jobs, 2010 yılında ilk iPad lansmanını yaptıktan sonra New York Times’dan gazeteci Nick Bilton sorar: “Çocuklarınız iPad’i seviyorlar, değil mi?” Steve Jobs der ki: “Hiç kullanmadılar, evde çocukların kullanabileceği teknolojik imkânları sınırlıyoruz.” Teknolojinin bu kadar içinde olan bir insan, neden çocuklarını teknolojiden uzak tutuyordu? Günümüzde çocuklar cep telefonu, tablet ve bilgisayar gibi dijital teknolojilerle adeta doğar doğmaz haşır neşir olmaya başlıyorlar. Bu kitapta, dijital çağda iki çocuk yetiştiren bir anne, kendi tecrübelerini bilimsel araştırmalarla harmanlıyor. Dijital ekranların etkilerini, her yönden –fiziksel, zihinsel, psikolojik ve sosyal– irdeliyor ve çözümler sunuyor. (Remzi Kitabevi)


Meyhane kültürüne ilgi duyanlar için

Şefika Onur Akatay’dan Meyhaneci Hatun: Beyza Gürbüzler. Söyleşi – araştırmada, hem erkek egemen bir alanda kendine yer etmeye çalışan bir kadının çabalarını ve yaşam öyküsünü, hem de İstanbul’dan başlayarak toplumun aydınlık yüzünün yemek ve sofra adabının sosyolojik temellerini görebiliyorsunuz. Beyza Gürbüzer’in coşkulu anlatımı yanı sıra, kitabı hazırlayan yazarın konuya açıklık getiren soru ve değerlendirmeleriyle zenginleşen kitapta, Türk toplumunun yaşam ve yemek kültürünün bir panoraması da sergileniyor. Kitabın sonunda yer alan ve senelerin birikiminden süzülerek ortaya çıkan yemek ve meze tarifleri ise, hem bu işi yapanların, hem de meyhane kültürüne ilgi duyanların yararlanacağı çok değerli bir kaynak. (Boyut Sahaf)


25. yıla özel nehir söyleşi

‘Kendisiyle Yarışan Adam: Prof. Dr. Hilmi Demiray.’ 25. yılına erişen Işık Üniversitesi’nin kuruluşunda da önemli bir sorumluluk üstlenen Hilmi Hoca yaşam öyküsünü gazeteci Aslıhan Lodi’ye anlatırken; günümüz bilim dünyasına dönük görüşlerini açıklıyor, Türkiye’deki eğitim sistemini irdeliyor, üniversite yapısı ve ülkemizdeki bilim kuruluşlarıyla ilgili önemli değerlendirmelerde bulunuyor, çarpıcı anekdotlar aktarıyor. Bilimi bir yaşama biçimi olarak seçmiş evrensel bir hocanın ufuk açan, esin veren serüveni ve düşüncelerinden oluşan kitap, Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi ve uluslararası ödüllü tasarımcı Geray Gençer’in tasarımıyla online kitap sitelerinde yerini aldı. (Işık Üniversitesi Yayınları)


Kadın, Osmanlı’da hep ikinci planda

Nurdan Arca’dan Muazzez İlmiye Çığ-Cumhuriyet Mucizesi. Çığ, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk kadın üniversite öğrencilerinden. Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nin ilk kadın mezunlarından. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük eğitim ve aydınlanma seferberliğinin ilk meyvelerinden. Savaşlarda yorgun düşmüş, maddi ve manevi bütün varlığını muharebe meydanlarında tüketmiş bir milletin yeniden doğuş mucizesine şahitlik eden bir kuşağın ilk neferlerinden. Kadın, Osmanlı Devleti’nde toplumsal hayatta hep ikinci plandadır. Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte bu tamamen değişir, Mustafa Kemal Atatürk’ün vizyonu sayesinde hak ettiği yere gelecektir. Eğitimde, sosyal ve ekonomik hayatta en ön safta yer alacak ve ülkenin çağdaşlaşmasında çok önemli bir rol oynayacaktır. Tıpta, sanatta, tarihte ve bilimin pek çok dalında nice başarılara imza atacaktır. (Sia Kitap)


Üç farklı hayatın buluştuğu roman

Cengiz Hortoğlu’dan Şantaj Çemberinde Aşk. Şantaj, aşk, ihanet, sevgi, öç, nefret duygularının girift biçimde yer aldığı roman, sizi başka bir dünyanın tezatlarla örülü hikâyelerine götürecek. Yıllardır büyük bir nefretle öç almak için bekleyen Cesur ile şantaj çetesinin etkili elemanlarından Hazal, Kerem ve Ece’nin imkânsız görünen hikâyesi anlatılıyor romanda. Yıllar önce yaşadığı olay sonucunda bacaklarını kaybeden Cesur bunun sorumlusu olarak Kerem’i görmekte. Cesur, Kerem’e karşı akıl almaz oyunlar içine girecektir. Kitap içinde barındırdığı sıra dışı çelişkiler, duygular, nefret ve öfkeleri ile şantaj ve aşkın birbiri ile ne denli yakın olabileceğini haykırıyor. Üç farklı hayatın buluştuğu bu sürükleyici romanda Ece’nin Kerem’e aşık olması bütün planları altüst edecek. (Yediveren Yayınları)


Petersburg’dan Londra’ya yolculuk

Boris Akunin’den Leviathan-Bir Erast Fandorin Romanı. Kahramanımız Erast Fandorin’in 1876’da Azazel ile Petersburg’dan Londra’ya uzanan, Türk Gambiti ile Balkanlar ve İstanbul’a ulaşan yolculuğu 1878’de başka bir yörüngeye girer. Başkentten uzaklaştırılarak atandığı Tokyo elçiliğindeki göreve Leviathan adlı gemiyle giden Fandorin’in oyun sahnesi fiziki olarak küçülse de, Akunin’in usta kalemi kahramanımızın becerilerini bütün görkemiyle ortaya koyar. İlk sayfasından son noktasına kadar devam eden gerilim okuru ele geçirirken Fandorin’i dedektif olarak bir üst seviyeye hazırlar. (Alfa Yayıncılık)


Sanata ve aşka dair düşünceler

Oscar Wilde’den Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar. Katı ahlak kurallarının, tabuların egemen olduğu Victoria döneminde kıvrak zekâsı, ince alaycılığı ve sıra dışı hayatıyla çağının çok ilerisinde düşünen ve yaşayan yaratıcı bir dâhi olan yazar, aynı zamanda bir eleştirmen ve estetik kuramcısı. Kitap, yazarın sanata, hayata, aşka dair düşüncelerinin yanı sıra gözlemlerine dayalı toplumsal yorumlarının yer aldığı aforizmalardan oluşan eğlenceli bir derleme. Zirveden zindana her daim ışıldayan Wilde, belki de tüm zamanların en nüktedan kalemi. (Can Yayınları)


Kendisine verilen işleri geri çevirir

Herman Melville’den Katip Bartleby. On dokuzuncu yüzyıl ortalarında, New York’taki bir avukatlık bürosunda geçen hikâye, edebiyat tarihinin en sıra dışı karakterlerinden biri olan, kolay kolay unutulmayacak Bartleby ile tanıştırır okuru. İşleri yoğunlaşan tanınmış bir avukat, o günkü iş tanımıyla mahkemelerle çalışan bir mühürdar, bürosuna yeni bir eleman alır. Bartleby adındaki bu yeni kâtip ilk günlerde işini mükemmel görür. Ancak daha üçüncü gün avukatın verdiği görevi, “Yapmamayı tercih ederim” diyerek reddeder ve o günden sonra kendisine verilen işleri asla “Hayır” ya da “Yapmam” diyerek değil, pasif direnişle ve o kalıplaşmış cümlesini kullanarak geri çevirir. Kendini dünyadan soyutlayan, çalışmayan, nazik ama tavizsiz isyankârlığıyla direnen Bartleby’ye avukat hem öfkelenir hem acır. Sonunda bir çözüm bulup ondan kurtulduğunu sanır, ama ummadığı bir sonuçla karşılaşır. (Sia Kitap)


İlginç gezegeni keşfetmek için


O günden bugüne çok şeyler değişti

Friedrich Nietzsche’den Deccal: Hıristiyanlığa Lanet. Yazar, ölümünden sonra yayımlanan başyapıtında, çoğunluk karşısında azınlık bile olamayacak bir azlığı ifade ederken, o zamana kadar sağır kalınmış doğrulara kulak verecek yeni bir vicdanın doğuşunu muştuluyor, tıpkı bir peygamber gibi. O günden bugüne çok şeyler değişti. Hıristiyanlığa lanet okuyanlar, hele ki bu coğrafyada, hiç az değil. Keza yeni bir vicdanın doğuşunu bekleyenler de. Ama söz savını koruyor hâlâ: “Bu kitap en azlarındır.” (Kırmızı Kedi Yayınları)


Su güçlüdür kayadan sevgi güçlüdür şiddetten

Hermann Hesse’den Sevebilen Mutludur. “Yaşama anlam kazandıracak tek şey varsa o da sevgidir. Şöyle ki: Biz ne kadar sevebilir, ne kadar özveride bulunma gücünü gösterebilirsek, yaşamımız o ölçüde anlam kazanır” diyen Hesse’nin yapıtından oluşturulan seçkide yer alan öyküler, şiirler, masallar, notlar, aforizmalarda, Ben’den Sen’e doğru atılan adım ve iç dünyanın itici gücü olarak Sevgi, tıpkı insan yaşamının evrensel tarihindeki gibi leitmotiv olma özelliği taşıyor. Başka başka bulgularla deneyimlenebilen, tanımlanabilen ve anlamlandırılabilen Sevgi’nin varolma biçimleri yazarın sözcük paletiyle kendi rengini buluyor. Yumuşak güçlüdür sertten. Su güçlüdür kayadan. Sevgi güçlüdür şiddetten. (Yapı Kredi Yayınları)


Sürükleyici, olumlu anlamıyla ‘eğlendirici’

Samipaşazade Sezai’den Kuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç. “Hüseyin Rahmi’nin romanlarının, öykülerinin popüler boyutunun ağır bastığı tartışılmaz: Sürükleyici, olumlu anlamıyla ‘eğlendirici’, çok renkli karakterlere yaslı, delifişek olay örgüsüne sahip olmalarına karşın hiçbiri ‘hafif’ yapıtlar olarak değerlendirilemez. Güçlü kültür altyapısı vardı yazarın, Schopenhauer ya da Nietzsche gibi zorlu düşünürlere ilgi duymuştu. Münzevi bir yaşam sürüyordu Heybeliada sırtlarındaki köşkünde; gelgelelim sonsuz bir depo oluşturmuştu topluma yönelik gözlemlerinden. Üstüne üstlük, özel bir üslûp yaratmayı bilmiş, gündelik konuşma dilinden yazısına dengeli bir köprü kurmuştu.” Enis Batur. “Cennet kisvesine bürünmüş bu yeryüzü, bir yıldızın zehirli kuyruğu ile zehirlenecek, bütün bu neşe sönecek, bu güllerin solacak, bu bülbüllerin ebediyen susacak mı?” (Kırmızı Kedi Yayınları)


Yaşlı adamın kara kutusu doktor

Hasan Faruk Düşü’den Bir Geçmiş Düşü. 6-7 Eylül hadiselerinden Cumartesi Anneleri’ne, Sait Faikli, İlhan Berkli, Canseverli anıştırmalardan Saramago’ya, Calvino’ya çeşitlenen, İstanbul’un göbeğinden birden Ege’nin yeşil coğrafyasına geçip bağ evlerine uğrayan, aşk, cinayet, yazma sıkıntısı, kalıcı olma kaygısı, vefa, düşler, gerçekler ve uçuşkan bir gizemle dokunmuş bir metin. Yaşlı adamın eski dostu, kara kutusu doktor. Yöredeki çiftlik evlerinde yaşayan varlıklı, iyi eğitimli, her biri geçmişin sisleri arasına gizlenmiş gerçeğin farklı bir yönünü anlatan birkaç ilginç insan. (Bilgi Yayınevi)

Etiketler

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı

Reklam Engelleyici Algılandı

Lütfen reklam engelleme uygulamasını kapatınız. Aksi halde sitemizi görüntüleyemeyeceksiniz.