‘Hafıza hem güç hem kırılganlık’

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Seray Şahinler – Aynalar çok güçlü anlatılardır, bir bakmışsınız pürüzsüz, bir bakmışsınız en ufak darbede paramparça. Tıpkı hayat gibi, bellek gibi. Burhan Sönmez yeni romanı “Kırmızı Ayna”da ömrünün son günlerini bir hastane odasında geçiren Zaza ile yıllar önce gizemli bir biçimde ortadan kaybolan, ardından beklenmedik anda yeniden karşısına çıkan oğlu Seba’nın hikâyesini aynaların temsiliyetini yanına alarak anlatıyor. Fakat klasik bir buluşma değil bu. Tıpkı yazarın önceki romanlarında olduğu gibi hafızanın kıvrımlarında, zamanın kırıldığı yerde, ölümün gölgesinde ve insan ruhunun en tuhaf dehlizlerinde dolaşan bir anlatı. Aynı zamanda tarihi yaşatanlara, Cumartesi annelerine ve mücadeleci ruhlara bir saygı duruşu. 

“Kırmızı Ayna”nın fikri, doğup büyümesi ve kendini yazdırması nasıl oldu?

Bir roman pek çok fikrin ve konunun birikmesiyle inşa olur ama genelde bunların doğduğu bir an vardır, big-bang gibi. Benim bu romanımdaki an, annemin ölmeden önce bana söylediği son sözdü. Londra’dan Ankara’ya gidip onu yoğun bakımda ziyaret ettim. İki günde iki kez gördüm. İkincisinde, kendinde değildi, gözleri kapalıydı. Benim sözlerime tek bir cümleyle karşılık verdi, “Burhan, anne ölüyor,” dedi Kürtçe. Sürekli aklımda dönen bu söz ve bu an, başka birinin hikâyesinin kapısı oldu benim için. “Kırmızı Ayna”yı öyle kurmaya başladım.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Google üzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Zaza ve Seba’nın hikâyesini okurken hafızanın güvensiz limanlarında dolaştım. Neden bellek en kolay manipüle edebileceğimiz kavramlar arasında? Sizce insanı oluşturan, toplumları çıkmaza sokan ya da düzlüğe çıkaran şey yaşadıkları mı, hatırladıkları mı?

Yaşadıklarımız ancak hatırladıklarımız aracılığıyla anlam kazanır. Bir şeyi değerlendirmek, akıl süzgecinden geçirmek, birikimimiz ölçüsünde mümkün. Hatırladıklarımız hem bizim güç kaynağımız, aynı zamanda bizim zayıflığımız çünkü unutamadığımız acılarımız, yanlışlarımız, pişmanlıklarımız da orada. Hafızamızdaki süzgeçler, bizi biz yapar. Ona göre kendimize ve dünyaya bakarız. Kürtçede hatırlamak ve unutmak kelimelerinin ikisi de aynı kökten, “bîr” kelimesinden gelir. Diğer yandan bu kelime (bîr) Kürtçede “kuyu” demektir. Biz olup biten her şeyi, bir kuyu gibi hafızamıza atarız. Hatırlamak istediğimizi oradan çıkarır alırız, unutmak istediğimizi de o kuyuda bırakırız.

Romanlarınızda hiçbir karakterin öyküsü yanındakinin önüne geçmiyor. “Kırmızı Ayna” da hem Zaza’nın hem Seba’nın hikâyesi. Karakterlerinizin birbirine açtığı alanı cömertçe paylaştığı bu anlatıyı nasıl kuruyorsunuz?

Hikâyenin ritmine göre oluşuyor bu. Bir grafik gibi, zik-zaklar bir yukarı bir aşağı giderken, oradaki çizgilere yan yollar dahil oluyor veya çıkıp gidiyor. Çok kanallı bu akışı seviyorum, roman yazarken en çok uğraştığım alanlardan biri bu.

Ayna başlı başına çok güçlü bir metafor fakat siz bunu romanda didaktik anlatıdan sıyırarak, herhangi bir şeye işaret etmeden hayatın tam karşımızda durduğu bir yüzleşme alanına dönüştürüyorsunuz. Ne söylüyor bize aynalar?

O kadar çok şey söylüyor ki, ben bunlardan birkaç tanesini bu roman aracılığıyla anlamaya çalıştım. Romanı okuyanlar bana yazıp, kendi hayatlarındaki ve bilgi dağarcıklarındaki ayna sembolleriyle ilgili şeyler anlatıyorlar. Mesela Fransız editörüm bana kendi kültürlerinde aynanın yeriyle ilgili daha önce duymadığımı şeyler anlattı. Ben de yeni şeyler öğrenmekten mutluluk duyuyorum.

Çağımızın tanığı

Hemingway Ödülü “Tarihin kıyısında yaşayanların acılarını, hafızasını ve onurunu edebiyatın gücüyle  anlatma; yazıyı sınırları, dilleri ve kuşakları aşabilen sivil bir tanıklığa dönüştürme becerisi nedeniyle” Burhan Sönmez’e verildi. Sönmez ödülünü, 27 Haziran’da İtalya’da düzenlenen törenle teslim aldı.

‘Hemingway’in  izlerini  takip ettim’

Elbette ödüle değinmeden olmaz… Geçtiğimiz hafta Hemingway Ödülü’nü İtalya’daki törenle aldınız. Sizi, yazdıklarınız kadar bir de bu ödül “Çağımızın Tanığı” kıldı. Nasıl hissettiriyor? Okurlarınızın en büyük Nobel adaylarından birisiniz. Orada nasıl tepkiler aldınız?

Ödül almak, yazar için yeni bir sorumluluk gömleğidir. Sizi daha çok çalışmaya teşvik eder. Bu ödülde Hemingway adının olması benim için ayrı bir güzellik. Lise öğrencisiyken Hemingway’in “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” romanını okumuştum. O günden sonra onun geçmişte kalan ayak izlerini takip ettim. İtalya’daki ödül töreni sırasında da anlattım bunu. Ödül jürisinin, benim bütün eserlerimi okuyup derinlikli bir değerlendirme yapmış olması beni mutlu etti. “Ödül Gerekçesi”nde de açıkladıkları gibi, benim romanlarımdaki farklı boyutlara vurgu yapmaları benim için dikkat çekiciydi.

‘Kederli yazdım bu romanı’

Burhan Sönmez külliyatına hâkim olanlar bilirler ki aslında bütün romanlarınız, hayata, topluma, hafızaya, değerlere, sanata ayna tutan dünyalar bütünüdür. “Kırmızı Ayna”, Sönmez’in külliyatında nerede duracak? Ve siz bu romanı yazarken nelerle yüzleştiniz?

Kederli yazdım bu romanı, o yüzden henüz bir değerlendirme yapmam için erken. Kitap yeni çıktı. Biraz zaman geçsin ben o melankoliden kurtulayım, rahatlamış aklımla daha iyi değerlendirebilirim yazdığım şeyi. Ama bu belki de mümkün olmaz. Henüz bilemiyorum. Bu soruyu birkaç yıl sonra konuşsak daha rahat cevap verebilirim.