Milyonlarca insanın karşısına çıkmak, kendinden emin görünmek, alkışların ortasında hiç tereddüt etmeden yürümek… Ünlüleri izlerken onların korkularını pek düşünmeyiz. Oysa sahneye çıkmadan önce yapılması gereken küçücük bir hareket, uğurlu sayılan bir eşya ya da belli bir sayı, bazen bütün o gösterişli hayatın en kişisel ayrıntısıdır.
Özgür Alp Gündüz

Kimi evindeki düzeni korumaya çalışıyor, kimi uçağa binerken aynı hareketi tekrarlıyor. Kimi de yıllar önce kazandığı bir başarının hatırasını üzerinde taşıyor. Burada “takıntı” kelimesini gündelik anlamıyla kullanıyorum; her alışkanlık ya da uğur inancı bir ruhsal rahatsızlık anlamına gelmiyor.

David Beckham: Her şey yerli yerinde olmalı
David Beckham, evindeki eşyaların belirli bir düzende durmasına verdiği önemi ve gece yaptığı temizlikleri kamuoyuyla paylaştı. Bu davranışlarını anlatırken kendisi de obsesif kompulsif bozukluktan söz etti.
Dışarıdan bakıldığında kusursuz bir ev, içeride yaşayan kişi için yorucu bir sorumluluğa dönüşebilir. Beckham’ın anlattıklarının dikkat çekici tarafı da bu: Düzenli görünen hayatın arkasında, o düzeni sürekli korumak için harcanan görünmez bir emek var.

Taylor Swift: Başkalarının kaçındığı sayı onun uğuru
Birçok insan 13 sayısını uğursuz kabul ederken Taylor Swift bu sayıya bambaşka bir anlam veriyor. Ayın 13’ünde doğması ve kariyerindeki bazı önemli gelişmeleri bu sayıyla ilişkilendirmesi, 13’ü onun kişisel uğuruna dönüştürmüş. İlk turnelerinde elinin üzerine 13 yazması da bu bağın en bilinen örneklerinden biri.
Aynı sayı bir insana huzursuzluk verirken diğerine güven verebiliyor. Swift’in hikâyesi, sembollerin hayatımızda biraz da onlara yüklediğimiz anlamla yer tuttuğunu düşündürüyor.

Rafael Nadal: Kortta şişelerin bile bir yeri var
Rafael Nadal’ı izleyenler bilir: Maçın heyecanı ne kadar yüksek olursa olsun, su şişelerinin duruşu gelişigüzel değildir. Sandalyesinin yanındaki şişeleri belirli bir düzende yerleştirmesi, onun en tanınan kort ritüellerinden biridir.
Karşısındaki rakibin ne yapacağını bilemez. Bir sonraki topun nereye geleceğini de. Ama şişelerin yerini kendisi belirleyebilir. Bu görüntüyü izlerken, büyük bir belirsizliğin ortasında küçük bir düzen kurma isteğini görmek mümkün.

Jennifer Aniston: Uçağa atılan ilk adım
Jennifer Aniston, uçuş korkusuyla baş etmek için bir dönem uçağın dışına sağ eliyle dokunduğunu ve içeri sağ ayağıyla girdiğini anlattı. Sonraki açıklamalarında ise bu ritüeli bırakmaya yönelik çalışmalarından söz etti.
Ekranda rahat, neşeli ve kendinden emin görünen bir insanın uçak kapısında tedirgin olması şaşırtıcı gelebilir. Oysa tanınmak, insanın bütün korkularını geride bırakmasını sağlamıyor. Bazen çok sıradan bir yolculuk, en ünlü kişinin bile cesaret toplamasını gerektiriyor.

Michael Jordan: Formanın altındaki eski hatıra
Michael Jordan, Chicago Bulls formasıyla sahaya çıkarken altına North Carolina döneminden kalan antrenman şortunu giyiyordu. Üniversitesinin resmî kaynaklarında da yer alan bu alışkanlık, spor dünyasının en meşhur uğur ritüellerinden biri oldu.
Böylesine büyük bir kariyerin içinde eski bir şortun hâlâ yer bulması insana dokunuyor. Başarı büyüdükçe başlangıçtaki bazı şeyleri yanımızda tutmak istiyoruz. Bir eşya, geçmişteki heyecanı bugüne taşıyan sessiz bir hatıraya dönüşebiliyor.

Serena Williams: Maçtan önce aynı hazırlık
Serena Williams’ın maç öncesi alışkanlıkları arasında ayakkabı bağlarını belirli bir şekilde bağlamak da vardı. Bu küçük hazırlık, onun bilinen kişisel ritüelleri arasında anılıyor.
Tribündeki insan için maç, ilk servisle başlar. Sporcu içinse çok daha önce; soyunma odasında, ayakkabısını giyerken, sahaya doğru yürürken… Dışarıdan önemsiz görünen bir hareket, yılların hazırlığıyla birleşince kişisel bir başlangıç işaretine dönüşebilir.

Chris Martin: Sahne öncesi diş fırçası
Coldplay’in solisti Chris Martin, sahneye çıkmadan önce dişlerini fırçalama ihtiyacı duyduğunu anlatmıştı. Bunu yapmadığında kendini yeterince hazır hissetmediğini söylüyordu.
Dev bir konserin kulisinde ışıklar, ses kontrolleri ve kalabalık bir ekip varken bir diş fırçasının bu kadar önemli olması gülümsetiyor. Ama herkesin kendine ait bir hazırlanma biçimi var. Birinin ceketini düzeltmesiyle diğerinin aynaya son kez bakması arasında ne kadar fark varsa, bu alışkanlıkta da o kadar fark olabilir.

Heidi Klum: Çantada taşınan süt dişleri
Heidi Klum, geçmişte katıldığı bir televizyon programında kendi süt dişlerini bir kesede yanında taşıdığını söylemişti. Bu açıklama, yıllar boyunca onun en sıra dışı kişisel alışkanlıklarından biri olarak anıldı.
Çoğumuz çocukluğumuzdan kalan bir fotoğrafı, oyuncağı ya da küçük bir eşyayı saklarız. Klum’un tercihi alışılmışın dışında. Yine de eski bir parçadan ayrılmak istememe duygusu, sanıldığı kadar yabancı değil.

Megan Fox: Uçuş sırasında Britney Spears
Megan Fox, uçakta korktuğunda Britney Spears şarkılarını dinlediğini anlattı. Bunu açıklarken, böyle bir şarkı çalarken ölmeyi kendi kaderine yakıştıramadığı yönünde esprili bir mantık kuruyordu.
Bu hikâyenin akılda kalmasının sebebi biraz da mizahı. Korku bazen ciddi cümlelerle anlatılır, bazen de insan kendini güldürerek onunla arasına mesafe koymaya çalışır. Fox’un uçuş hikâyesinde bir pop şarkısı, bu kişisel tesellinin parçası oluyor.

Kit Harington: Uçağa üç kez dokunmak
Game of Thrones ile tanınan Kit Harington, bir seyahat röportajında uçağa girişte ve çıkışta üç kez dokunduğunu anlatmıştı. Uçuş korkusunun sürdüğünü de açıkça söylüyordu.
Ekranda tehlikenin üzerine yürüyen bir karakteri canlandırmakla gerçek hayatta korkusuz olmak aynı şey değil. Harington’ın bu samimi ayrıntısı, oyuncuyla oynadığı karakter arasındaki mesafeyi hatırlatıyor.
Ünlülerin bu alışkanlıkları ilk anda eğlenceli birer magazin ayrıntısı gibi görünüyor. Biraz durup bakınca daha tanıdık bir şeyle karşılaşıyoruz: Hazır hissetme isteği, geçmişten bir parçayı koruma çabası, korkulan bir anı atlatmak için bulunan küçük yollar.
Bizim uğurlu kalemimiz, vazgeçemediğimiz kahve fincanımız ya da önemli bir gün öncesinde tekrar ettiğimiz hareketimiz var. Onlarınki kameraya yakalanıyor.
Şöhret, insanın küçük hassasiyetlerini ortadan kaldırmıyor. Yalnızca onları daha görünür hâle getiriyor.
