Sanatçı Serap Kalın’ın tuvallerinde kabaran kumaş kıvrımları, tutkulu kırmızılar, flamenco dansçılarının ritmi ve doğanın zarafeti öne çıkıyor. Karışık teknikle üç boyutlu doku kazanan eserler, adeta tuvalin ötesine taşan bir sahne performansı hissi yaratıyor. Sanatçıyla figüratif anlatımının ardındaki ilhamı ve üretim sürecini konuştuk.
Ankara Life dergisi gururla sunar…

Tuvallerinizde kadın figürleri güçlü bir duruşu temsil ediyor. Kadını merkeze almanızın altındaki motivasyon nedir?
Kadın; toplumsal dönüşümün, estetiğin, zarafetin ve hayatın taşıyıcı gücünün simgesidir. Tuvallerimde yalnızca fiziksel formu değil, kadının özgür duruşunu, içsel gücünü ve kimliğini yansıtmayı hedefliyorum. Dansın tutkusunda da doğadaki huzurlu anlarda da kadın, yaşamın merkezindeki dinamik bir öznedir.
Eserlerinizde dikkat çeken üç boyutlu dokuyu nasıl oluşturuyorsunuz?
Benim için resim yalnızca iki boyutlu bir renk paleti değil, dokunulabilir bir his katmanıdır. Spatulayı yoğun kullanıyor, karışık teknikle üç boyutlu görünüm oluşturuyorum. Özellikle dansçıların elbiselerinde kumaşın hareketini ve ritmini yakalamaya çalışıyorum. Böylece ışık değiştikçe gölgeler de canlanıyor.
Flamenco dansçıları ve tutkulu kadın figürleri sizi neden bu kadar çekiyor?
Müzik ve dansın insan bedeninde yarattığı saf tutku beni etkiliyor. Klarnet, viyolonsel veya gitar eşliğinde ritme kendini bırakan kadınlar resimlerimin merkezinde. Kırmızı ve morun cesur tonlarını ise yüksek duyguyu ve içsel başkaldırıyı ifade ettiği için seviyorum. Figürün hareketi, elbisenin savruluşu ve küçük detaylar o anın duygusunu tamamlıyor.

Doğa içindeki daha huzurlu kadın figürleri bu anlatımdan nasıl ayrılıyor?
Aslında hepsi aynı duygu dünyasının farklı yansımaları. Dansın tutkulu enerjisiyle doğadaki huzurlu bağ, aynı bütünün iki yüzü. Bu eserlerde yeşil, mavi ve pembe gibi daha ferah tonlara yöneliyorum. Ancak zengin doku ve spatula izleri burada da devam ediyor.
Arka plan ve figürler arasındaki kontrast eserlerinizde önemli bir yer tutuyor?
Hayatta da yoğun bir duyguya odaklandığımızda çevremiz flulaşır. Bu nedenle arka planları soyut spatula darbeleri ve monokrom tonlarla oluşturuyorum. Böylece izleyicinin dikkati figürün duruşuna ve o andaki duyguya yöneliyor. Müzisyenleri de zaman zaman arka planda bir gölge gibi konumlandırıyorum.
Eserlerinizin sanat severlerde nasıl bir iz bırakmasını istiyorsunuz?
İzleyicinin yalnızca bir tabloya bakmasını değil, müziği duymasını, kumaşın hışırtısını hissetmesini ve figürün duygusuna ortak olmasını istiyorum. Sanat benim için hayatın durağanlığına karşı ritmi ve tutkuyu hatırlatan en güçlü araç.
Yakın dönemde Galeri Form ile ArtNova 2026 ve ArtAnkara 2027 fuarlarına katılacaksınız. Galeri çatısı altında yer almak üretiminizi nasıl etkiliyor?
Galeri Form gibi sanatçının dilini anlayan bir yapı tarafından temsil edilmek, bana atölyemde özgür bir alan sağlıyor. Fuarların organizasyonel süreçlerinin üstlenilmesi, benim tamamen eserlerime odaklanmamı mümkün kılıyor. ArtNova 2026 ve ArtAnkara 2027 ise koleksiyonerler, eleştirmenler ve sanatseverlerle buluşmak açısından heyecan verici duraklar. Sanat Menajerim Onur Sezer yönetiminde Galeri Form ile bu yolculuğu sürdürmek benim için çok kıymetli.
Hikmet Çetinkaya ve Erdoğan Seçil’den aldığınız eğitimlerin sanatınıza etkisi nasıl oldu?
Her iki ustadan eğitim almak sanat yolculuğumda önemli bir dönüm noktasıydı. Hikmet Çetinkaya’dan tuvale cesurca dokunmayı ve rengin özgürlüğünü; Erdoğan Seçil’den ise kompozisyon, form ve derinlik anlayışını öğrendim. Bu birikim, bugün kendi özgün dilimi oluşturmamın temelini oluşturuyor.
Son olarak Serap Hanım neler söylemek istersiniz?
Sanat yolculuğumda en büyük destekçim olan sevgili eşim Recep Kalın’a, oğullarım Cem ve Can’a, değerli hocalarım Hikmet Çetinkaya ve Erdoğan Seçil’e ve birlikte yol aldığımız Sanat Menajerim Onur Sezer ile Galeri Form’a teşekkür ediyorum.
