Araştırmanın yayımlanmasının ardından bilim insanları arasında farklı görüşler ortaya çıktı. Çalışmayı destekleyen uzmanlar, geliştirilen yöntemin insan görme sisteminin sınırlarını deneysel olarak genişlettiğini ve daha önce algılanamayan bir renk deneyimi sunduğunu savunuyor.
Buna karşın Londra St. George’s Üniversitesi’nden görme bilimci Prof. John Barbur, bunun tamamen yeni bir renk olarak tanımlanmasının doğru olmadığını düşünüyor. Barbur’a göre deney sırasında elde edilen görüntü, yalnızca M konilerinin tek başına uyarılması sonucu ortaya çıkan alışılmışın dışında yoğunlukta bir yeşil tonundan ibaret. Bu nedenle “olo”nun yeni bir renk mi yoksa mevcut renklerin farklı bir algısı mı olduğu konusu bilimsel tartışmaların odağında yer alıyor.
Araştırmacılar, geliştirilen teknolojinin yalnızca temel bilim açısından değil, uygulamalı alanlarda da önemli fırsatlar sunabileceğini belirtiyor. Özellikle renk körlüğü simülasyonları, tıbbi görüntüleme sistemleri ve ileri düzey ekran teknolojileri bu yöntemden yararlanabilecek başlıca alanlar arasında gösteriliyor.
Bununla birlikte teknolojinin günlük kullanım için henüz uygun olmadığı vurgulanıyor. Araştırmanın eş yazarı James Fong, sistemin yüksek hassasiyetli optik düzenekler ve özel lazer ekipmanları gerektirdiğini belirterek mevcut haliyle akıllı telefon, tablet veya televizyon ekranlarına entegre edilmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Buna rağmen uzmanlar, gelecekte optik teknolojilerde yaşanacak gelişmelerin benzer yöntemleri daha erişilebilir hale getirebileceğini değerlendiriyor.
